CENNETTEKİ SONSUZ MUTLULUK

Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir. (Rad Suresi, 35)

Doğal güzellikler ve yeşillikler cennetin mükemmel nimetlerindendir. Köşklerin ve gölgeliklerin bahçelerin içinde, pınarların yanıbaşında kurulmuş olması da ayrı bir güzelliktir.

Cennet, “… ne (yakıcı) bir güneş, ve ne de dondurucu bir soğuk…” (İnsan Suresi, 13) şeklinde tarif edilen, insana hiçbir rahatsızlık vermeyen, hoş bir iklime sahiptir. İnsanı bunaltan, terleten sıcaklar ya da titreten, donduran soğuklar orada yoktur. Allah müminleri cennette, “… ne sıcak-ne soğuk, tam kararında bir gölgeliğe…” sokacaktır. (Nisa Suresi, 57) “Tam kararında” ifadesi, bu ayette iklimin tam insanın isteyeceği ve rahat edeceği gibi olduğunu bildirmekle beraber, aslında cennetteki bütün ortam ve şartların, insan ruhunun gerçek anlamda doyum sağlayacağı, rahat edeceği biçimde hazırlandığına işaret etmektedir. Cennetteki her şey ve her durum müminin “tam istediği” gibi olacaktır.

Allah’ın cennet ayetlerinde en çok bahsettiği doğal güzelliklerden biri de, “Durmaksızın akan su(lar)”dır. (Vakıa Suresi, 31) Dünya hayatından da gözlemlediğimiz gibi insan ruhu sudan, özellikle de akan sulardan büyük zevk alır. Bir göl, bir akarsu veya bir şelale, ormanın içinden akan bir ırmak insanın ruhuna hitap eder. Sarayların, konakların, malikanelerin ya da villaların bahçelerine yapılan göletler, havuzlar ve fıskiyelerin, yapay veya doğal akarsuların amacı hep ruhtaki bu estetik özleminden ileri gelir.

Bu estetik görüntülerin hoşa gitmesinin başlıca sebebi insan ruhunun cennete göre yaratılmış olmasıdır. Bir diğer ayette de bu güzellik şöyle ifade edilmiştir:

“İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır.” (Rahman Suresi, 66)

Akan suyun görüntüsü, çıkardığı ses insanın kalbine huzur ve ferahlık verir. Yükseklerden dökülen suların görüntüsü, ve gür sesi ruha zevk verir. İnsanın Allah’ı şükretmesine ve O’nun adını yüceltmesine vesile olur. Özellikle su tepelerden, ağaçların ve yeşilliklerin arasından akıyorsa, ya da kayaların üzerinden süzülüyorsa oldukça etkileyici bir görünüm ortaya çıkar. Ya döküldüğü yerde birikir ya da kat kat havuzlar oluşturarak birinden diğerine akıp gider. Sürekli akan bir su, sonsuzluk ve tükenmeyen bir bolluk göstergesidir.


http://www.cehennemcennet.com/guzellikler_clip_image002.jpg


“Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır” (Hicr Suresi, 45) ayetinden de anladığımız gibi, müminler cennette bu tür yerlerde yaşarlar ve bundan zevk alırlar. Benzer başka bir ayette de “Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır” (Mürselat Suresi, 41) şeklinde bildirilmektedir. Bahsedilen gölgelikler, (en doğrusunu Allah bilir) oturmak ve güzellikleri seyretmek amacıyla özel olarak oluşturulmuş mekanlar olabilir. Cennet köşkleri gibi gölgelikler de yükseklerde kurulmuşlardır. Böylece yükseklerden bakılarak daha aşağılardaki güzellikler seyredilebilir, birçok detay aynı anda görüş sahasında bulunur. Gölgelikler, özel olarak müminlere zevk alacakları bir ortam hazırlamak için yapılmış, her çeşit yiyecek ve meyvenin yeneceği, cennete has içkilerin içileceği, müminlerin bir araya gelerek sohbet edecekleri ve birlikte eğlenecekleri mekanlardır. Bu gölgeliklerin pınar başlarına, insan ruhunun çok hoşlandığı yerlere kurulmuş olması da buraların çekiciliğini artırmaktadır. Bu pınarlardan tertemiz, tadı güzel ve içenlere lezzet veren sular fışkırır. (En doğrusunu Allah bilir)

Cennete has bir başka doğal güzellik ise ayette sözü geçen bahçelerdir. Şura Suresi’nin 22. ayetinde bahsedilen “cennet bahçeleri” sadece müminler için hazırlanmıştır. Bahçelerin özelliği, birçok doğal güzelliği uyum içinde barındırıyor olmasıdır. Bu bahçelerde dünyanın çeşitli bölgelerinde yetişen en narin ve en güzel kokulu bitkilerin benzerleri ve bunlar gibi sonsuz çeşidi yetişmekte, insanın bildiği ve de bilmediği birçok hayvan bir arada yaşamaktadır.

Bahçeler, değişik boylarda ağaçlar, “alabildiğine yemyeşil” (Rahman Suresi, 64) alanlar, bitkiler ve çiçekler, bazı yerlerde havuzlar ve fıskiyelerle süslenmiştir. Civarda görülen ağaçların bir kısmı da meyve ağaçlarıdır ve cennetin bolluğunu simgelercesine “yüklü dalları bükülmüştür” (Vakıa Suresi, 28), “üst üste dizilmiş meyveleri sarkmıştır”. (Vakıa Suresi, 29). Yeşillikler, deniz ya da göl kıyısına kadar kesintisiz devam eder. Bazı ağaçlar suların ulaştığı yerlerden bile çıkabilir.

Tüm bu saydıklarımız, cennete has özelliklerin ayetler ışığında tefekkür edebildiğimiz en genel bölümüdür. Bir kısmı dünyadakileri andıran, bir kısmı ise daha önce hiçbir nefsin görüp bilmediği, “çeşit çeşit inceliklere ve güzelliklere sahip” (Rahman Suresi, 48) olan cennetin nimet ve güzellikleri, tahayyül ve ifade sınırlarımızın çok ötesindedir. Bilinmelidir ki, bizim hayal gücümüzün ötesinde ve Allah’ın sonsuz ilmiyle hazırlanmış birçok güzellik ve sürpriz de cennette müminleri beklemektedir. Özellikle “… Rableri Katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur…” (Şura Suresi, 22) ayetiyle bildirildiği gibi, tüm doğal güzellikler de dahil cennetteki  müminin kendi zevkiyle dilemesi neticesinde gerçekleşmektedir. (En doğrusunu Allah bilir)

Müminlerin Allah'ın rızasını kazandıklarını hissetmelerinin en çarpıcı ifadesi ise, Allah'ın onlara görünecek şekilde tecelli etmesidir. Dünyada bu durum olanaksızdır, çünkü ayette belirtildiği gibi, "gözler O'nu idrak edemez..." (Enam Suresi, 103). Ancak Kuran'da bildirildiğine göre, Allah, ahirette mümin kullarına belirli bir şekilde tecelli ederek gözükecektir. Bunun nasıl olacağı ise Allah Katındadır. Ancak ayetlerde geçen ifadelere göre, mahşer günü, Allah sekiz meleğin taşıdığı arşında müminlerin karşısına gelecektir. (Hakka Suresi, 17)

Ayetlerde haber verildiği üzere o an müminlerin "yüzleri ışıl ışıl parlar, Rablerine bakıp-durur". (Kıyamet Suresi, 22-23) Dahası "çok esirgeyen Rabbden onlara bir de sözlü 'Selam' (vardır)". (Yasin Suresi, 58) İçinde bulundukları doğruluk makamı, Allah'ın onurlu-üstün makamıdır ve müminler burada "çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında, doğruluk makamındadırlar". (Kamer Suresi, 55)

Tüm bunlar, müminlerin Allah'ın rahmetini ve rızasını üzerlerinde en yoğun biçimde hissetmeleri anlamına gelir ki, olabilecek en büyük nimet budur. Allah'ın rızasını kazanmış olmak, hiçbir maddi güzellikle karşılaştırılamayacak kadar büyük bir sevinç ve mutluluk verir insana.

Aslında cennetin diğer nimetlerini değerli kılan şey de, yine Allah'ın rızasıdır. Çünkü aynı nimetler dünyada da kısmen var olabilirler, ama Allah'ın rızası dahilinde olmadıktan sonra mümin için bir anlam taşımazlar.

Bu nokta son derece önemlidir ve iman edenlerin bunun üzerinde dikkatle düşünmeleri gerekmektedir. Çünkü nimeti asıl değerli kılan şey, onun kendi içinde taşıdığı lezzet ve zevkin çok daha ötesinde bir şeydir. Asıl değer, o nimeti Allah'ın "ikram" etmiş olmasıdır. O nimeti kullanan ve bunun için Allah'a şükreden mümin, Allah'ın ikramıyla muhatap olduğunu, Rabbimiz'in kendisini sevdiğini, koruyup-gözettiğini ve kendisine rahmetinden tattırdığını hisseder ki, asıl hazzı bundan alır. Nimet, bir amaç değil, araçtır. İnsanın Allah'a daha çok şükretmesini sağlamak için vardır. Dolayısıyla cennetin tüm nimetleri de yine birer araçtır; içindeki müminler ebediyen Allah'a şükretsinler diye yaratılmışlardır. Onları değerli kılan en önemli şeylerden biri de budur. Kısacası, cennetteki nimetler, insanın Allah'a yakınlaşması, O'nun ebedi dostluğunu, sevgi ve hoşnutluğunu kazanmanın tarifsiz zevkine ulaşması için bir vesiledir. İşte bu nedenle, Allah'ın rızası cennetin en büyük nimetidir. Ve diğer maddi zevklerin hepsinin çok ötesindedir.


Sonsuz Lezzet


Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için. (Mürselat Suresi, 43)

Ayetlerde cennet ehlinin en güzel yemeklerle ve çeşitli içeceklerle nimetlendirildikleri bildirilmektedir. İnsan cennette dünyadaki eksikliklerden arındırıldığı için, beslenme gibi bir ihtiyacı olmayabilir. Cennetteki yemek-içmek zevk almak için yaratılıyor olabilir.

Dünyada iman edip salih amellerde bulunan ve çaba harcamalarını Allah’ın şükre değer bulduğu müminler için cennette hazırlanan yiyecekler, dünyadakilere çok benzemektedir. Bir ayette cennet ehlinin bu benzerliği şu şekilde ifade ettiği haber verilir:

(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: “Bu daha önce de rızıklandığımızdır” derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 25)



http://www.cehennemcennet.com/guzellikler_clip_image004.jpg



Gerçekten de dünyada insanın nefsinin çektiği, hem görüntü hem de tat olarak zevk veren yüzlerce çeşit yemek vardır. Bu yemeklerin benzerlerinin cennette de müminlere hoşnutluk vermek üzere var edilmeleri şüphesiz Allah için çok kolaydır. Ancak bunlar dünyadaki gibi insanda fiziksel sıkıntılar (şişmanlık, kolesterol, aşırı doyma hissi, vs.) yaratmazlar. Allah cennet ehline “yaptıklarınıza karşılık olmak üzere afiyetle yiyin ve için” (Mürselat Suresi, 43) şeklinde seslenmektedir. Bu, Allah’ın bir ödüllendirmesidir. Allah, yemek yemeyi, içmeyi cennet ehline hesapsız bir rızık olarak çok zevk alınan, haz duyulan bir ödül haline getirmiştir.

Cennete kavuşabilmek için insanlar dünya hayatında imtihan edilirler. İman edenler de dünyadaki hayatları boyunca Rabbimiz’in rızasını kazanmak için ciddi bir çaba ve üstün bir gayret göstermiş, gönülden O’na yönelip, sürekli şükredip, dua ve tevbe etmişlerdir. Allah da bu çabalarına karşılık olarak onlara cennet nimetlerini ayette haber verildiği üzere, “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere” (Mürselat Suresi, 43) diyerek sunmaktadır.

Kuran’da bizlere bildirilen cennet rızıklarının başında etler gelir. Allah cennetteki müminlere “… istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol” (Tur Suresi, 22) verdiğini, “canlarının çektiği kuş eti”nden (Vakıa Suresi, 21) de orada onlara sunulacağını bildirmektedir. Üstelik orada, müminlerin rızıklarının “… bitip tükenmesi de yok”tur. (Sad Suresi, 54) Çünkü müminler, “… içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler.” (Mümin Suresi, 40)

İstenilen yemek, istenildiği kadar yenebilir, bu yemek ne tükenir, ne de insan doyarak ya da rahatsız olarak durmak zorunda kalır.

Cennette var olan rızıklardan, Kuran’da belki de en çok söz edileni, meyvelerdir. İstek duyulup arzulanan her türden meyve, orada müminlere ikram edilmektedir. Üstelik bu meyvelerin “gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmıştır.” (İnsan Suresi, 14) Ayetten anlaşıldığı kadarıyla, cennet meyveleri doğal ortamlarında, ağaçlarda bulunuyor ve müminler de bunları oradan kolayca alarak, yiyebiliyorlar. Nitekim Vakıa Suresi’nin 28. ve 29. Ayetlerinde “yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları” ifadeleri kullanılarak, meyvelerin ulaşılmasının kolaylığı, cennetin bereketine ve bolluğuna bağlanmıştır.

Meyveler öylesine bol ve bereketlidirler ki, ağaçların dalları onları taşıyamamaktadır. Bükülmüş ve aşağı sarkmış bu dallardan da o meyvelere ulaşmak çok kolaydır.

Cennette meyveler gümüş ya da altın tepsilerde, şık ve estetik kaplarda müminlere tahtlar üzerinde sohbet ederlerken ikram ediliyor olabilir. Şüphesiz bunların dünyada insana rahatsızlık veren çekirdek, çürük, eziklik gibi kusurları da cennete layık bir şekilde ortadan kaldırılmıştır. Hepsi kusursuz ve göz alıcı bir güzelliğe sahip olarak müminlere ikram edilmektedir.

Meyveler bir yandan da cennetin güzelliğine ayrı bir renk ve estetik katarlar. Her cinsten meyveyle yüklü ağaçların rengarenk görüntüsü cennetin muhteşem manzarasını daha da güzelleştirir. Cennetteki insan gözüne hitap eden bu çok estetik görüntüler, Allah’ın sanat ve kudretinin de bir göstergesi olarak ayrı bir şükür vesilesidir.

Yaratılan bunca güzel yemek ve meyve yanında, elbette içeceklerin olması da arzulanabilir. Ayetlerde bu içeceklerden de bahsedilmektedir. Örneğin bir ayette “kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır” (Saffat Suresi, 45) şeklinde geçmektedir. Müminler için cennette “sonu misk olan, karışımı tesnimden, mühürlü, katıksız bir şarap” (Mutaffifin Suresi, 25-27) hazırlanmıştır. Ayetlerde de belirtildiği gibi bu içecekler aynı zamanda güzel kokular da içermektedir. Ayrıca şüphesiz bu şarap, dünyadakilere benzememektedir.

Cennet ehlini sarhoş etmeyecek, içenlerin şuurunu bulandırmayacaktır. Allah cennette içkilerin kadehlerle sunulduğunu ve bu içkilerden başların ağrımayacağını, müminlerin kendilerinden geçip akıllarının çelinmeyeceğini ayetlerde belirtmektedir. Bu ikramı yapanlar ise, Allah’ın özel olarak görevlendirdiği civanlar olabilir.


Cennette Müminlerin Yaşadıkları Yerler


Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)

Müminlerin dünya hayatlarını geçirdikleri evler, daha önce de belirttiğimiz gibi “içinde Allah’ın adının anılmasına izin verdiği” (Nur Suresi, 36) mekanlardır ve yine Allah’ın emri doğrultusunda tertemiz tutulan, özen gösterilen yerlerdir. Cennet evleri de bunun benzeri olarak yine, müminlerin Allah’ı andıkları ve O’na şükrettikleri tertemiz mekanlardır.

Müminlerin yaşadıkları güzel meskenler, evler, köşkler bir önceki bölümde tasvir edilen doğal güzelliklerin içinde kurulmuş olabileceği gibi, bunların son derece modern, üstün bir teknolojiye ve estetik mimariye sahip şehirlerde inşa edilmiş olması da mümkündür.

Kuran’da sözü geçen evler, genellikle doğal güzelliklerin içine inşa edilmiştir. Bunu bildiren bir ayet şöyledir:

Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise, onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu), Allah’ın va’didir. Allah va’dinden dönmez. (Zümer Suresi, 20)

Köşklerin yükseklerde olması karşılarındaki ve aşağılarındaki manzara seyredilirken, görüntüye çok sayıda detay girmesini sağlar. Böylece birçok güzelliği aynı anda algılama imkanı doğar. Yükseklik değiştikçe görüntünün güzelliği de değişir. Her metre farkta görünen güzelliklerin boyutu bir öncekiyle aynı olmayacaktır. Cennette bazı köşkler daha yüksekte, bazıları daha alçakta olabilir, böylece her birinin manzarasının ve dolayısıyla buralardan alınacak zevklerin farklı olması mümkün olacaktır.

Ayette bahsedilen, yüksek yerlerde kurulmuş köşklerin altlarından sular akar, bu manzarayı seyretmek için geniş pencereli ya da dört bir tarafı camlardan inşa edilmiş salonlar olabilir. Böylece insan ruhunun en çok zevk alacağı şekilde döşenmiş evlerde, tahtlar üzerinde yaslanırken, ve en güzel meyveler ve içeceklerle rızıklandırılırken müminler, yükseklerden bakarak birbirinden muhteşem manzaraları da seyretme zevkini tadarlar.

Köşklerin tasarımı ve döşenmesi en kaliteli malzemeyle, en uyumlu renklerle yapılmıştır. Rahat koltukları, karşılıklı oturulan tahtları vardır. “Özenle işlenmiş mücevher tahtlar üzerindedirler. Karşılıklı yaslanmışlardır.” (Vakıa Suresi, 15-16) ve “özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır…” (Tur Suresi, 20) şeklindeki ayetlerden de anlaşılacağı gibi tahtlar zenginlik, ihtişam ve kudret sembolüdür. Allah sonsuz cennet nimetlerini nasip ettiği müminlere böyle güzellikleri layık görmüştür. Onlar cennetteki tahtlar üzerinde kurulup yaslanırlar. Bu ortamda müminler sürekli Allah’ı anarlar. Bunu haber veren ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. Derler ki: “Bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir. Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz.” (Fatır Suresi, 33-35)

İhtişamlı tahtlar üzerinde oturan müminler çevrelerini “bakıp-seyretmektedirler.” (Mutaffifin Suresi, 23) Dünyada gördüğü güzel bir manzaranın, güzel bir görüntünün karşısından ayrılmak istemeyen insan için cennetteki muhteşem manzaraların ve güzelliklerin yalnızca seyredilmesi bile görsel bir ziyafet, büyük bir nimettir. Müminlerin bakıp seyrettikleri bir eğlence ya da bir şölen de olabilir.


http://www.cehennemcennet.com/guzellikler_clip_image006.jpg 


Dünyanın yaratılışından yok oluşuna kadar yaşamış ya da yaşayacak müminlerle bu zevkleri ve güzellikleri paylaşmak da sadece cennete has bir nimettir. Örneğin Hz. Musa ile, Hz. İsa ile ya da diğer salih müminler ve sahabelerle karşılıklı tahtlarda oturup sohbet etmek, birlikte Allah’ı anmak dünyada nasip olabilecek bir zevk değildir, bu zevk ancak cennete mahsustur.

Cennette müminlerin her diledikleri şey yaratılacaktır. Allah dileklerinin kendilerine ulaştırılması için özel hizmetkarlar görevlendirmiştir. Ayette şöyle buyrulur:

Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl. (Tur Suresi, 24)

Allah’ın cennetine layık kıldığı müminler son derece değerli ve seçkin insanlardır. Müminlerin hizmet edilen, “ikram görenler” (Saffat Suresi, 42) konumunda olmaları da Allah’ın onlara verdiği değeri gösterir. Müminlere hizmet etmeleri için yaratılan hizmetkarlar müminlerin arasında dönüp dolaşırlar, müminlerin bir dediği iki edilmez. Sürekli, kesintisiz bir hizmet ve ikram yapılır. Kuran’da cennettekilere hizmet için yaratılmış civanlardan şöyle bahsedilir:

Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmışbirer inci sanırsın. (İnsan Suresi, 19)

Cennette müminlerin dilediklerinin anında sebepsiz yaratılmasının yanı sıra, nimetlerin böyle kusursuz bir hizmet ve ikram içinde sunulmaları da görkemli bir güzellik oluşturur. Hizmette kullanılan eşyalar da çok değerli, kaliteli ve gösterişlidir. Ayetlerde altın ve gümüş kullanıldığı anlatılır:

Çevrelerinde gümüşten billur kaplar, kupalar dolaştırılır. Gümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tesbit etmişlerdir. (İnsan Suresi, 15-16)

Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. (Zuhruf Suresi, 71)


Müminlerin hedeflerinden biri de dünya hayatındayken Kuran’da tarif edilen cennet nimetlerine, cennet hayatına yakınlaşmaktır. Cennetteki kıyafetlerin, elbiselerin ve kumaşların mükemmelliğini ayetlerden öğrenmekteyiz. Dünyada Allah giyinmeyi insanlara öğreterek onların bu sayede hem örtünmelerini hem de şık ve estetik olmalarını sağlamıştır. Bu durumu açıklayan bir ayet şöyledir:

Ey Ademoğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size ‘süs kazandıracak bir giyim’ indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. (Araf Suresi, 26)

Allah “Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.”
(Araf Suresi, 31) ayetiyle iman edenlere şık ve temiz kıyafetler giymelerini tavsiye etmiştir. İşte cennette müminlere giydirilecek kıyafetler de, dünyadakilerden kat kat ihtişamlı ve gösterişli olacaktır.Kuran’da özellikle cennette bulunan iki kumaşa dikkat çekilmiştir: İpek ve atlas. Bir ayette cennettekiler için “hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler” (Duhan Suresi, 53) denmiştir. Bu iki kumaş da dünya standartlarında az bulunan, pahalı ve çok kaliteli kumaşlardır. Bunlardan yapılan elbiseler de giyen kişiye estetik bir zevk vereceği gibi seyreden kişiye de çok büyük bir zevk verecektir. Bu elbiselerin güzelliği ve ihtişamı, onları taşıyanların kusursuzluğu ile bütünleşir ve ortaya muhteşem bir manzara çıkar.

Elbette ki, cennetteki kumaşların ve kıyafetlerin hepsi bu ikisiyle kısıtlı değildir, Allah bu büyük mükafatı nasip ettiği müminlere daha nice güzel kumaşlardan nice güzel elbiseler giydirecektir. Öyle ki, bizim henüz bilmediğimiz kumaş cinslerinden, henüz bilmediğimiz modellerde elbiseler de cennette var edilebilir.

Kuran’da bize, bu güzel elbiselerin bazı takılarla süslendiği ve gösterişlerinin artırıldığı haber verilir. Bu takılardan özellikle dikkat çekilenler altından ve gümüşten bilezikler ve incilerdir. Örneğin, Hac Suresi 23. ayette “… orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri ipek(ten)dir” şeklinde bildirilmektedir.

Bir başka ayette ise “Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir…” (İnsan Suresi, 21) şeklinde bildirilir. Böylece güzel kıyafetler güzel takılarla tamamlanmış ve müminlerin zevkine sunulmuştur.

Cennetteki malzemenin temeli “çeşit çeşit incelik” ve “çarpıcı güzellikler”dir. Bunlar Allah’ın sonsuz ilminin ve sanatının birer yansımasıdır. Örneğin tahtlar mücevherli, yükseklere kurulmuş ve özenle dizilmiştir. Kıyafetler ipekten ve atlastandır. Altın ve gümüş takılar bu kıyafetleri süslemektedir.

Allah Kuran’da cennetle ilgili pek çok detay vermiş, ancak hayal gücünü açık bırakan ifadeler de kullanmıştır. Cennette (En doğrusunu Allah bilir) her müminin kendi zevkine göre özel olarak ayarlanmış türlü nimetler, görüntüler ve çeşit çeşit mekanlar olacaktır. Kuşkusuz Allah, cennete layık ve ehil kıldığı değerli müminlere, Kuran’da belirttiği nimetlerin dışında daha nice sürprizler hazırlamıştır.


CENNETTEKİLERİN EŞLERİ


İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır… (Nisa Suresi, 57)

Cennet sonsuz bir hayatın sürüleceği, Allah’ın iman etmiş salih kullarına mükafat olarak hazırlamış olduğu muhteşem bir mekandır. Kuran’da cennet tasvir edilirken, daha önce de değindiğimiz gibi içinde yaşanılacak evlerden, yenilecek yemeklerden, içkilerden, cennet ehlinin giyimlerinden ve cennete has doğal güzelliklerden bilgiler verilir. Aynı dünya hayatında olduğu gibi cennette de devam eden, “yaşanılan” bir hayat vardır. Elbette ki bu hayat dünya ile kıyas yapılamayacak kadar mükemmeldir, ancak genel anlamda birbirine benzerlik göstermektedir. Bu nedenle de iman edenler dünya hayatından ahiret hayatına geçtiklerinde, herhangi bir şaşırma, yadırgama ya da bir uyum zorluğu ile karşılaşmayacak olabilirler.

Bu sonsuz hayat içinde elbette ki müminler, dünya hayatlarında yaşadıklarına benzer bir yaşantı süreceklerdir. Yani kusursuz güzellikte yiyecek, içecek ve giyecekleri olacak ve ihtişamlı evlerde kalacaklar ve elbette ki eşleri olacaktır. Ayetlerde haber verildiği üzere, Allah’ın onlara sunmuş olduğu bir nimet olarak güzel eşlerle birlikte cennete girecek ve sevinç içinde ağırlanacaklardır. (Zuhruf Suresi, 70)

Kuran’da tarif edilen cennet kadınlarının önemli bir özelliği “tertemiz” olmalarıdır. Kuran’da bu, “… onda, onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır…” (Nisa Suresi, 57) ifadesiyle bildirilmektedir. Dünyaya ait tüm eksiklikler, sıkıntılar ve ihtiyaçlar cennet hayatında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu duruma işaret eden bir başka ayet de “Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.” (Vakıa Suresi, 35) ayetidir. Bu yeni yaratılış, cennete has üstün ve mükemmel özelliklere uygun bir yaratılış olacaktır.


Cennetin kusursuzluğuna uygun bir yaratılışı tefekkür ettiğimizde cennetteki kadınlar hakkında şu genel özellikler akla gelir: Saçları her zaman pırıl pırıl ve tertemizdir, ciltleri de tertemiz ve pürüzsüzdür, vücutlarından enfes kokular yayılır. (Kuşkusuz en doğrusunu Allah bilir) Bir hadiste bu kadınlardan şöyle bahsedilmektedir:

“Eğer cennet kadınlarından bir tanesi dünyaya gelseydi, dünyanın her tarafını (güneş gibi) aydınlatır ve dünyayı güzel koku ile doldururdu.” (Resul-i Ekrem SAV, 72)

Cennette müminlerin evlendirildiği kadınların diğer bir özelliği, sadece kendi eşleri için yaratılmış ”yaşıt kadınlar” (Sad Suresi, 52) olmalarıdır. Kuran’da cennetteki kadınlar için, “ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.” (Saffat Suresi, 48) şeklinde haber verilmektedir. Bir başka ayette de bu durum şöyle ifade edilir:

Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur. (Rahman Suresi, 56)

Bazı ayetlerde söylendiği şekilde “saklı bir yumurta gibi” (Saffat Suresi, 49) ya da “saklı inciler gibi” (Vakıa Suresi, 23) olmaları da, bu kadınların sadece eşleri için yaratılmış ve korunmuş olduklarını düşündürmektedir. “Saklı” ifadesi, erişilmelerinin zor, sahip olunmalarının da aynı oranda kıymetli olduğunun göstergesidir. Yumurta ve inci benzetmeleri ise ciltlerinin parlak ve pürüzsüz olmasına işaret ediyor olabilir. (Allah en iyisini bilir.)

Sadece kendisine ait olan ve sadece kendisine ilgi ve sevgi gösteren kadına duyulan istek, insanın ruhuna çok zevk veren bir duygudur. Şüphesiz ki bu güçlü duygunun kaynağı mümin ruhunun cennete göre yaratılmış olmasıdır. İnsan ruhu güzel konuşmaktan, iltifat etmekten ve güzel sözler işitmekten çok fazla zevk alır. İşte “bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş” cennet kadınları ile bu istek fazlasıyla yerine getirilebilir. Allah Rahman Suresi’nin 70. ayetinde cennet kadınlarını “huyları güzel” (Rahman Suresi, 70) şeklinde tarif etmiştir.

Müminlerin kadınlarının sadece eşleri için var olduğunun bir başka göstergesi ise, “otağlar içinde korunmuş huri kadınlar” (Rahman Suresi, 72) ayetinden anlaşıldığı üzere, bu kadınların özel bir ihtimam gösterilerek saklandığıdır. Nitekim bir başka ayette de “Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur” (Rahman Suresi, 74) şeklinde, birlikte olacakları varlığın eşleri olacağına işaret edilmiştir. Vakıa Suresi, 36. ayette ise “onları hep bakireler olarak kıldık” denerek bu ifade pekiştirilmiştir. Allah, cennetteki müminleri ve eşlerini, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmış olarak, ‘sevinç ve mutluluk dolu bir meşguliyet’ içinde (Yasin Suresi, 55-56) tasvir etmektedir.

Cennette tüm müminlerin kendi eşleri vardır, hepsi de kişinin arzuladığı özelliklere sahip olarak mükemmel bir biçimde yaratılmışlardır. “Eşlerine sevgiyle tutkun” (Vakıa Suresi, 37) olmaları, kadınların dünyadaki cahiliye kıstaslarını anımsatır şekilde “çıkar elde etme ve geleceğini güvene alma” gibi dürtülerle değil, sadece Allah rızasını temel alan bir sevgi ve tutkuyla bağlı olduklarına işaret etmektedir.

Cennete has bir özellik olarak Allah, kadınların yüz güzelliğine “orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır” (Rahman Suresi, 70) diyerek dikkat çekmiştir. Kadınların yüzlerinde ruh temizliklerini yansıtan bir içsel güzelliğin parıltısı vardır. Bu ifadeyle, görünüş olarak da son derece simetrik, orijinal, kusursuz ve pürüzsüz bir yüze sahip olduklarına işaret ediliyor olabilir. Bu orijinallik göz renginde, burun yapısında, kaşlarda, çenede, elmacık kemiklerinde, kısacası yüzün her ayrıntısında gizli olabilir. Nitekim ayetteki, “… ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz” (Tur Suresi, 20) şeklindeki anlatımlarla yüz güzelliğine ait bir ayrıntıya, gözlerinin iriliğine de dikkat çekilmiştir.

Gerçekten de, tahtlar üzerinde ya da gölgeliklerde karşılıklı oturulup muhabbet edilirken bakışların odaklandığı merkez kişinin yüzü olacaktır. Karşımızdakiyle konuşurken onun yüzüne bakarız. Allah’ın anıldığı güzel bir ortamda hoşsohbetler içinde olan, ilgi çekici şeyler anlatan çok güzel yüzlü bir huriyi dinlemek, onunla sohbet etmek insana tarif edilmez zevkler verecektir.

Cennet kadınlarının kusursuzluğu elbette ki yüzleriyle kısıtlı değildir. Onlar baştan aşağı muhteşem ve “değişik” bir inşa ile yaratılmışlardır. Nebe Suresi 33’te vücut güzelliklerine de atıfta bulunularak “göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar” denmektedir. Yaşıt olduklarına dikkat çeken bir diğer ayette de “… Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır” (Sad Suresi, 52) ifadesi geçer. Sonsuz yaşamda yaş söz konusu olmayacağına göre, bu ifade cennetteki kadınların ve erkeklerin birbirlerine çok uygun yaratıldığını göstermektedir.

Kuran’da cennet kadınları için kullanılan benzetmelerden biri de, “yakut ve mercan”dır. (Rahman Suresi, 58) Göze son derece hoş görünen bu zarif ve değerli taşlar cennet kadınlarının göz alıcı güzelliklerini vurgulamaktadır. Yakut ve mercan benzetmelerinin, hurilerin ciltlerinin ve tenlerinin pembemsi, beyazla karışık kırmızı rengini tarif için kullanıldığı da düşünülebilir.

Kuran’daki bu tür veciz benzetmeler ve özlü tasvirler sayesinde müminler, Allah’ın kendileri için ne muhteşem bir karşılık hazırladığını anlayabilmekte, Allah’ın rızası, rahmeti ve cennetine kavuşabilmek için daha çok dua etmekte ve bunları kazanabilmek için daha yoğun bir çaba göstermektedirler.

Unutulmamalıdır ki, nimetlerle donatılmış olan cennet, Allah’ın Kuran’da müminlere bildirdiğinin de ötesinde, tahayyül dahi edilemeyecek, insanın düşünce sınırlarının çok üzerinde özelliklere sahiptir. Cennette daha önce hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği sayısız nimetler Allah’tan bir karşılık olmak üzere müminlere sunulacaktır…


HAYAL GÜCÜ SINIRLARININ ÖTESİNDE BİR CENNET


Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. (Zuhruf Suresi, 71)

Kuran’daki tarif, tasvir ve benzetmelerden, ‘cennet nimetlerinin dünyadakilere benziyor olmasından’ (Bakara Suresi, 25) yola çıkarak, cennetin nasıl bir yer olacağını ana hatlarıyla tahmin edebilmekteyiz. Allah müminleri “Kendilerine tarif edip tanıttığı cennete sokacaktır”. (Muhammed Suresi, 6) Böylece dünya hayatında da, Allah’ın izniyle cennete dair bilgiler edinmemiz mümkün olmaktadır. Ancak edinilen bu bilgi, sadece Allah’ın bize öğrettiği ve cenneti tefekkür etmemize vesile olan bilgidir. Bunun dışında cennet, kavrayışımızın ötesinde güzelliklere ve nimetlere sahip bir mekandır.

Kuran’da bahsi geçen “bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar” (Muhammed Suresi, 15) örneği bizlere, cennetin dünyadakilerle kıyaslanamayacak mükemmelliklere sahip olduğunu göstermektedir. Bu ayet insan ruhunda, cennette insanlara sürprizler sunulmakta olduğu izlenimini uyandırmaktadır.

Allah bir ayette de cennetten “bir şölen” olarak bahseder:

Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında –bir şölen olarak- altından ırmaklar akan –içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah Katında olanlar daha hayırlıdır. (Al-i İmran Suresi, 198)



http://www.cehennemcennet.com/guzellikler_clip_image008.jpg


Allah bu ayetinde cenneti bir kutlama ve bir eğlence yeri olarak tanıtmıştır. Dünyanın “bitişi”, imtihanın kazanılması ve Kuran’daki tarifiyle asıl yurda, yani kalınacak yerin güzel olanına ulaşılması, şüphesiz ki kutlanmaya ve mükafata değer bir sonuçtur. Bu kutlama, süresi, boyutları ve içeriği ile dünyadakilerin hiçbiriyle kıyaslanamayacak kadar görkemli olacaktır.

Ebedi hayatta bu tür şölenlerle ve buna benzer, bitmek tükenmek bilmeyen çeşitli nimetlerle yaşamak, yalnızca cennete özgü bir vasfı da beraberinde getirecektir: Yorulmamak… Kuran’da bu mükemmellik cennetteki müminlerin ağzından şöyle duyurulur:

… Burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz. (Fatır Suresi, 35)

Elbette bu yorgunluğa zihinsel yorgunluk da dahildir. Dünyevi şartlarda insan, bedenen zayıf yaratıldığından kolay yorulur. Yorulduğunda ise zihni bulanmaya başlar, konsantrasyonu dağılır, sağlıklı düşünebilmesi zorlaşır, algılaması da zayıflar. Oysa bu durum cennette söz konusu olmayacaktır. Müminin Allah’ın nimetlerini eksiksiz algılayabilmesi ve bunlardan zevk alabilmesi için zihni her zaman açık, şuuru keskin olacaktır. Dünyanın eksikliklerinden birisi olan yorgunluk hissi ortadan kaldırılacağı için, müminlerin sonsuz nimetlerden aralıksız istifade edebilmeleri mümkün olacaktır. Ayetlerde de bildirildiği gibi cennet nimetlerinden eksiksiz bir haz alınacak ve bir nimetten diğerine geçilecektir.


Yorgunluğun ve bıkkınlığın dokunmadığı bir ortamda Allah, müminlerin “her dilediklerini” (Şura Suresi, 22; Furkan Suresi, 16; Zümer Suresi, 34) yaratarak onları ödüllendirmektedir. Olmasını arzuladıkları akla gelebilecek her şey orada müminlerindir. Allah “Orada diledikleri her şey onlarındır, Katımızda daha fazlası da var” (Kaf Suresi, 35) ayetiyle insanın isteyebileceğinden, hayal edebileceğinden de fazlasını vereceğini, nimetlerin cennette kat kat artırılacağını belirtmektedir.

İnsanı yaratmış olan Allah, onun nefsinin isteyebileceklerini kuşkusuz ondan daha iyi bilmektedir ve bunları bir mükafat olarak müminler için cennette yaratacaktır. Kuran’da bu nimetlerin bir kısmı insanlara bildirilmiş, kalanları ise herkesin zevkine, arzularına ve hayal gücüne bırakılmıştır. Aslında genel hatlarıyla tüm müminler benzer şeylerden hoşlanırlar, farklılaşma ince detaylardadır. İnsanın dünya şartlarında imkansız gibi gözüken her nimeti, ya da hakkında ilim sahibi olmadığı nimetleri Rabbimiz’den isteyebilir. Cennetin bu eşsiz güzelliklerini tasvir eden bir başka ayet ise şöyledir:

Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 71)

Bu ayetten anlaşılan, mümini cennette sürprizlerin beklediğidir. Mümin gördüğü şeylere sevinecek, bunlardan zevk alacaktır. Diğer müminlerin zevk aldıklarını, gördüklerinden ve yaşadıklarından hoşlandıklarını görmek de kuşkusuz mümin için ayrı bir mutluluk vesilesidir.

Unutulmaması gerekir ki, ‘doğruluk makamı’ olan cennetin en büyük nimetlerinden biri de cehennem azabından korunmuş olmaktır (Duhan Suresi, 56). Tüm bunlar, büyük şükür vesilesi olmaktadır. İman edenlerin Allah’a nasıl şükrettikleri Kuran’da şöyle haber verilir:

Dediler ki: “Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık. Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan korudu. Şüphesiz biz bundan önce O’na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisidir.” (Tur Suresi, 26-28)

Kuran’da cennetin çeşitli dereceleri, ya da farklı bölümleri olduğu bildirilmektedir. Bu dereceler Adn, Me’va, Firdevs ya da Naim cennetleri olarak nitelendirilmiştir. Bu isimler, içlerinde değişik zevklerin alınacağı, cennetin birbirinden farklı bölümlerini tasvir ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Taha Suresi, 75. ayette de buyrulduğu gibi, “Kim O’na iman edip salih amellerde bulunarak O’na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır”.

Cennet öyle bir mekandır ki, Kuran’daki tarifiyle “her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün” (İnsan Suresi, 20). Burada her bir ayrıntıda çok büyük güzellikler, nimetler vardır. Her yer ve her köşe Allah’ın eşsiz ilmi sayesinde sayısız nimetlerle donatılmıştır. Sadece ve sadece Allah’ın rahmet edip bağışladığı ve cennetine soktuğu müminlere has kılınmış olarak…

Allah ayetlerde cennetteki müminlerin durumlarını şöyle tarif eder:

Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çekmiştir, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. (Hicr Suresi, 47)

Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler. (Kehf Suresi, 108)